SAÇLAR VE KALANLAR

Sonbahar, olanların, olamayanların, benim yüzümden olamayacakların mevsimiydi.

Rüzgâr sadece yaprakları değil, insanın içinde tuttuğu ne varsa alıp götürüyordu.

Kuğulu Park bugün öyle sessizdi ki bastonumun tıkırtısı dışında tek bir ses yankılanmıyordu. Gölün yüzeyi hareketsizdi; kuğular sakince suyun üstünde süzülüyordu. Yürüyüş yolunda adımlarım yankılanıyor, rüzgâr usulca esiyordu. Banklar bile boştu. Bu sessizlik Kuğulu Park’ın her sonbahar taşıdığı o hüzünlü bekleyişin ta kendisiydi; sanki Ankara bile bir vedaya hazırlanıyordu.

Bütün Ankara bana seni hatırlatıyordu. Anıların nüfuz ettiği her sokak başı sen demekti. Her şey sen, her şeyin en güzeli sendin. Gülmek bu dünyada en çok senin yüzünde anlamlı kalıyordu.

Hayatın neresinden tutsam elimde kalıyordu bu mevsimde. Her yer kırık, her yer hasarlı. Düzeltme gibi bir çabam da yoktu artık. Arkama bile bakmadan bu harabeyi unutmak, terk etmek istiyordum sadece. Neyi, kimi, nereyi terk edeceğimi bilmeden sadece terk etmek istemek. İstemek. Sadece istemek. Ne istediğimi bile tam olarak bilmeden yalnızca bir fiilin beklentisine girmek…

Sonbahar da tam olarak buydu işte. Anlatmaya çalışırken bile tıkanmak, bocalamaktı. Bir filmin sonunu izlemeden bilmek, hiç gelmeyecek bir otobüsü beklemek, yüzündeki kırışıklıkların artmasını görmek gibiydi…

Ben ise yaşamdan geriye buruk bir hatıra bırakmanın ölümle barışmama sebep olduğuna inananlardanım. Buruk hatıraların, anıların, hayallerin sayesinde kabullenebildim sessiz isyanlarımı. Bu yüzden bir uçurum yarattım kendimle hayat arasında.

Banka oturduğumda yanımdaki boşluğu mendilimle sakince sildim. Eskiden yanıma oturur bacaklarını sallardın. Çok severdin kuğuları izlemeyi. Termosumuzdan ıhlamur dökerdim fincanlara. “Soğutmadan iç,” derdim.

İnsan denen varlık hayatı boyunca koşulsuz sevmeyi öğrenmeye çalışırken hayat son kozunu oynuyordu. Acıdan kıvransa da kaybetmeyi öğreniyor, kabullenişle baş başa kalıyordu yalnızca. Anın içindeyken o anın bir daha gelmeyeceğini, yaşanmayacağını hissetmek… Sevmekten, kaybetmekten korkmak… Bu korku yüzünden sevgiyi dinginleştirmekti bu savaşı kaybettiğini bilmek.

Seninle yaptığımız o çay partileri…Oyuncak fincanlar, süs bebekler, masa örtüsü diye kullandığın battaniyen… O anlar şimdi bir hatıradan ibaret.

Sen bana “Baba, hep böyle kalalım, olur mu?” demiştin. Cevap vermemiştim çünkü kalamayacağımızı biliyorudum.

Her sabah yastıkta yerini almış saç tutamları avuçlarımdaki fırtınaydı. O minicik ellerin her geçen gün daha da soluklaştı biraz daha güçsüzleşti. Kırılgan, narin bir çiçekten farkın yoktu.

Saçlarının dökülmeye başladığını gördüğün gün ne kadar ağlamıştın.

Başını okşamaktan korkardım, dokunamazdım. O kadar masumdun, hayatı tanıyamamıştın ki “elin üşür, dokunma” derdin. Oysa üşüyen sendin, ben değil. Yine de elimdeki sıcaklığı sana veremeyeceğimi biliyordum. Benim sıcaklığım da koşulsuz sevgim de seni hayatta tutmaya yetmedi. İşte en büyük acı buydu: Elinden bir şey gelmemek, çabalamanın yetmediğini görmek. 

Bazı anılar, bir albümde unutulmuş soluk fotoğraflar gibiydi; köşeleri kıvrılmış, renkleri zamana yenilmiş… Gözümde canlandıklarım da tamamlanmamış bir film sahnesi gibi eksikti.

Hafızam, merhametsiz bir elin seçtiği sahneleri sunuyordu yalnızca. Gülüşün vardı ama sesin yoktu artık. Eksik parçalar zihnimde birbirine değdikçe geçmişin tamamına erişememenin acısı içimde yankılanıyordu.

Sonbahar, Kuğulu Park’ın üstüne ağır bir örtü sermiş gibiydi. Bir an gözlerim parkın uzak köşesine takıldı.

Üzerinde kırmızı bir bereyle küçük bir siluet belirdi ve bana doğru geliyordu. Kalbimdeki sıkışma ve umut kırıntısıyla ayağa kalktım.

Sert rüzgâr ve siluet, parktaki yapraklar gibi dağıldı, parkın sessiz sularına karıştı. Kollarım havada asılı kaldı ve boşluğa yenildi. Sonra yavaşça oturup termosumu açtım. Fincana ıhlamur doldurdum ve yanımdaki boşluğa bıraktım. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. O an anladım ki; artık ıhlamurun kokusunu yalnızca ben hissediyordum.

Artık o hiç üşümüyor.

 




 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaldırımlar da sabıka kaydı tutar.

Evre-Novella