Kimin yanında ağladığınıza dikkat edin. Özellikle de sokakta ağlamaya karar verdiyseniz. Hele bir de kendinizi uyduruktan yapılmış belediye kaldırımına tünemiş halde buluyorsanız; ağlamalarınıza, isyanlarınıza ve konuştuklarınıza dikkat edin. Bazen çok tehlikelidir sokak ortasında ağlamak. Tehlike sokakta değil. Tehlike sokağın bu isyanı, taşmayı ve ağlayışları asla unutmayışındadır. Bazı anlar vardır hayatta. Artık rol yapamıyorsundur. İyiyim, mutluyum, her şey çok güzel, diyemiyorsundur. Külkedisinin saat 12.00’den sonra prensesliğini terk etmesi gibi dört duvar arasında kendinle kaldığında hiçbir şeyle baş edemediğinle yüzleşiyorsundur. İnsanlar arasına karıştığında takındığın maskeni, maskelerini kendi ellerinle fırlatıp atıyorsundur. Hayatını kendi ellerinle mahvetmek üzere olduğunla yüzleşiyorsundur. Böyle anlar vardır hayatta ve bu anlar seni hiç beklemediğin zamanlarda ve mekanlarda yakalar. O çaresizlik, o boşluk ve yılgınlık hissi… Bu bir bardağın dolup taşması m...
Bugün kendi sergime davetliydim. Hala derdimi ve derdini çözemediğim hayatıma ne kadar güzel katlanmışım, ne kadar yol katedip ne kadar düşüp kalkamamışım izlemem gerekiyordu. Bir bok anlamadığım tablolarımdan uzun uzun bahsedecek, çok beğenmiş gibi etrafa bakışlar atacaktım. Evet, büyük gün gelmişti! En güzel elbisemi giyecektim; ucuz markadan rujumu sürüp kendi davetime icabet edecektim. Kendimin en güzel, en bayat ve tek konuğu olacaktım. Sergim sadece iki tablodan oluşacaktı. Melo ve Dram! Melo kadındı. Dram erkek. Melodram bir insanlıktı. Yaşanmak istenler, geceler, gündüzler; güneş ve boşluğun sevişmesiydi. Ay bir çocuktu. Boşluk ve güneşin çocuğu. Melodram en güzel parçamdı. Tekti. Sergimin tek güzel konuğunun gözde parçasıydı. Anlamıştım. Hiçbir şeyden anlamayan ve hiçbir zorluğu aşamayan ben Melodramda takılı kalmıştım. Çok beğenmemiştim ama beğenmemiş gibi de yapamamıştım; etrafa bakamadan orada takılı kalmıştım. Boşluk-duvardan çıkardım ve çaldım sergimin tek tablosunu....
"Kendimizi sabit, katı, değişmez bir şey sanıyoruz. Kim olduğumuzla ilgili fikirlerimiz ve kararlarımız var. Nelerden korktuğumuzu, neleri istediğimizi, neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğimizi belirlemişiz. Bu sınırların dışına çıkarsak yanlış bir şey yapacakmışız gibi hissediyoruz. Kendimize "Ben" adında bir hapishane yapmışız, bir türlü tahliye olamıyoruz Osman." Bazı vedalar vardır… Yüksek sesle söylenmez. Bir sokağın köşesinde unutulmuş bir bakışta, Ya da hiç gönderilmeyecek bir mektubun son satırında gizlenir. Adı Osman mesela… Ama aslında kimse değil. Ya da herkes. Belki bir sabah aynada göz göze geldiğiniz haliniz, Belki gecenin bir vakti iç geçirdiğiniz anların sesi. Biliyor musun Osman… Onca yıllık kendimim ben. Ama hâlâ alışamadım kendime. Sabahları gözlerimi açarken aynaya ilk bakışım bile tanıdık değil. Sanki bir yabancı yerleşmiş içime, ne tam ben, ne tam başkası. Artık senden söz ederken içimde kırgınlık yok. Ama bu, her şeyin kolaylaştığı anlamına ge...
Yorumlar
Yorum Gönder