Kaldırımlar da sabıka kaydı tutar.

 Kimin yanında ağladığınıza dikkat edin. Özellikle de sokakta ağlamaya karar verdiyseniz. Hele bir de kendinizi uyduruktan yapılmış belediye kaldırımına tünemiş halde buluyorsanız; ağlamalarınıza, isyanlarınıza ve konuştuklarınıza dikkat edin. Bazen çok tehlikelidir sokak ortasında ağlamak. Tehlike sokakta değil. Tehlike sokağın bu isyanı, taşmayı ve ağlayışları asla unutmayışındadır. 

Bazı anlar vardır hayatta. Artık rol yapamıyorsundur. İyiyim, mutluyum, her şey çok güzel, diyemiyorsundur. Külkedisinin saat 12.00’den sonra prensesliğini terk etmesi gibi dört duvar arasında kendinle kaldığında hiçbir şeyle baş edemediğinle yüzleşiyorsundur. İnsanlar arasına karıştığında takındığın maskeni, maskelerini kendi ellerinle fırlatıp atıyorsundur. Hayatını kendi ellerinle mahvetmek üzere olduğunla yüzleşiyorsundur. Böyle anlar vardır hayatta ve bu anlar seni hiç beklemediğin zamanlarda ve mekanlarda yakalar. O çaresizlik, o boşluk ve yılgınlık hissi… Bu bir bardağın dolup taşması meselesi değil bir taşmanın yabancılaşma silsilesi.

Bir sokak lambasının amacının karanlıkta kalmış sokağı aydınlatmak olduğunu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bir sokak lambası sokağı aydınlatmak için değil gaddar kaldırımın kendine, üstüne tünemiş yeni bir kurban bulduğunu duyurması için yanar. 
     Daha fazla ilerleyebilecek, yürüyecek gücün o gücün kalmaması demektir. Koskoca dünya üzerinde bir sokak köşesi, ağaç altı, çatı katı kadar bile yerin olmadığı ile yüzleşiyorsundur. Uğraşıp, emek vereceğin hatta başına gelen tüm zorluklara sabredeceğin bir mücadele hakkın bile kalmadı gibi geliyordur. Debelenip elinde olmayan her yara izine çözüm aramaktan yorulmuş yine de o yara izini kanatmakta geçiyordur günler, aylar, yıllar. Hayatın fazlasıyla acımasızlığı içinde şöyle bir kendine, yanındakine, yanındakilere, yaşadıklarına, geçmişine ve şimdi’ne baktığında bir gram dahi yol katedemediğini görmek canını yakıyordur.

 Çünkü hayat, başına gelen her şeyi tanık olunan bir roman bölümü gibi görmek gibidir. Bir bağışlayamama davası…

Bazı anlar vardır hayatta. İnsan, taşıyamadığı yükleri hep kendi içinde saklar; kimse görmesin, kimse bilmesin diye. Fakat hayat şah-mat yapmaya yemin etmiş usta bir oyuncu gibi planına sadık kalır.

 Küçük kırgınlıklar, ertelenmiş sözler, sessizce çekilen acılar… Hepsi birikir, fark etmeden taşar. O taşma anı, genellikle en savunmasız olduğun yerde gelir: ıssız bir sokakta, insanların adımlarına karışmış caddelerde, parklarda, kaldırım taşlarında. Çünkü dört duvar arasında kendine yalan söyleyebilirsin; “iyiyim” dersin, “geçecek” dersin. Ama sokak, seni kendinle baş başa bırakır. Ne duvarlar vardır seni tutan, ne de kapılar ardına saklayabileceğin bir yüz. İşte o yüzden düşeriz bu kaldırım parçalarına: İçimizde biriken bütün fırtınalar sabıka kaydı tutan kaldırımların en beklenmedik anlarında kopar.

Bir köşe başında ya da kaldırımın gölgesinde, hiç planlanmamış, hatta yakışık almaz sanılan bir anda olur. Sokak lambasının solgun ışığıyla ıslanmış taşlar, insanın içinden taşanları sessizce karşılar. Gözler bir anlık bulanıklaşır; önce sıcak bir buğu, ardından ağır ağır kopan damlalar iner yanaktan. Kimisi kayıptandır, kimisi ansızın yüzüne çarpan terk edilmişliğin soğuğundan… Bazen de bambaşka, kimsenin bilmediği bir yerden, insanın kendi karanlığından gelir. Sokak, bütün sırları bilen bir tanık gibi susar. Adımlar kesilir, omuzlar çöker; bir sandal gibi, kırık direkleriyle limana yanaşamayacağını anlayan bir sandal. O an, insan kabullenir: bitmiştir. İçinde bir yer, çoktan devrilmiş, çoktan taşmıştır. Ve garip bir şekilde, o taşkınlığın içinde durulur; çünkü artık direnecek bir dalga kalmamıştır. Sadece gözyaşının bıraktığı ılık iz ve geceye karışan derin bir sessizlik…

Bazı kaldırımlar, seninle ilgili fazlasıyla şey bilir. Oradan her geçtiğinde, kaldırım taşlarının üzerinde kendi gölgeni değil, geçmişteki hâlini görürsün: omuzları çökmüş, elleri boş, gözleri boşluğa bakar gibi donmuş biri. O ağlayışların bir sabıka kaydı vardır sanki; ne zaman aynı köşe başına gelsen, hafızan önüne bir dosya bırakır. “İşte burada yıkılmıştın” der. Adımların ağırlaşır, bakışların yere iner; taşlar hâlâ ıslaktır sanki, o geceden kalma. İnsan unutmaz; unuttuğunu sansa bile, o sokak bilir, o kaldırım hatırlar.

Eğer bir gün bunun başınıza gelmek üzere olduğunu hissederseniz kaçmayın. Kaçmak, gözyaşını erteler ama bitişi engellemez. Bazen insan, içindeki yükleri ancak sokak ortasında, kimsenin tanımadığı yüzlerin arasında bırakabilir. Çaresizlik taşıyamadığınız yükleri toprağa, taşa, geceye emanet eder.

    O an yapabileceğiniz tek şey sadece “misafir kabul etmiyoruz şu an” diyemediğiniz gözyaşlarınıza müsaade etmeniz ve bunu kabullenip ağlamaya teslim olmanızdır. 

       Kimin yanında ağladığınıza dikkat edin. Özellikle de sokakta ağlamaya karar verdiyseniz. Hele bir de kendinizi uyduruktan yapılmış belediye kaldırımına tünemiş halde buluyorsanız; ağlamalarınıza, isyanlarınıza ve konuştuklarınıza dikkat edin. Bazen çok tehlikelidir sokak ortasında ağlamak. Tehlike sokakta değil. Tehlike sokağın bu isyanı, taşmayı ve ağlayışları asla unutmayışındadır. 

           Titizliği kenara bırakın ve çökün kucağına...Sarılın kaldırımınıza, öpün ellerinden; bağışlayın kendinizi. Sonra da sessizliğinizle bekleyin tesellinizi. Çıkartmayın aklınızdan: hiçbir kaldırım misafirini unutmaz çünkü kaldırımlar da sabıka kaydı tutar. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAÇLAR VE KALANLAR

Evre-Novella