Kayıtlar

"Varoluşumuzdaki temel: yalnızlığımızdaki çabadır."

Yaşamlar arasına bir köprü kurduk ve adına "insanlığımız" dedik. Kurdeleyi acı kesti; yalnızlık tokalaşıp tebrik etti. . Adına "beden" dediğimiz duvardan bir hapishane kuruyoruz vücudumuzun içine. Yalnız kalabilme özgürlüğüne sahip olmak ve bu duvar hapishanesinde özgürlüğün iplerini elimize alıp kendi kendimize varoluşu doğurmak istiyoruz. Hayata her gün bunun için tutunmaya çalışıyoruz. Varoluşu doğurmak… Tüm bedel ve sorumlulukları kabullenmeye çalışıyor ve ölüme; yalnızlık yardımıyla adım atıyoruz. Toplumun içinde bir “ben” hapishanesi kurmamız da bu ölümün provası. Yalnızlığımızla bunun bedelini ödüyor; doğum-ölüm yolculuğunun tüm getiri ve götürülerini kabulleniyoruz. Ve doğum manifestosuna başkaldırıyoruz.. Her gece ölümü bekleyerek uyuyoruz kabuklarımıza çekilerek. Ölmeliyiz ve ölerek var’ olmalıyız. Yaşayarak beceremedik; yalnızlık içinde var olmayı yürütemedik. Bize bu toplumda yer yok. Safları sıkılaştırın. Çekilin yalnızlığınıza!

peron dokuz dört* çeyrek

 Ben bir tren istasyonunda hiçbir zaman beklenilen ya da gitmesin istenilen’ olmadım. Vedaların zorluğunu ve bir daha göremeyecek olmanın taşkınlığını yaşayamadım. Peronlar arasında bavulun sapını çekerken arkama dönüp bakmamı gerektirecek tek bir nedene dahi tutunamadım. Arkada birini bırakmanın hüznünü ya da trenin kirli camlarından son kez el sallayışı tadamadım hiçbir zaman. Ne kimse arkamda bekledi, gözden kaybolmamın çaresizliğini hissetti; ne de ben orada birinin beklediğini fark edebildim.

Kesit

  İnsanlar arasında olamayacak, yaşayamayacak ve barınamayacak kadar yorgunuz biz seninle. Hem de çok yorgun. Onların mutluluklarını, aşklarını, keder, pişmanlık ve öfkelerini asla anlayamayacağız. Anlamaya da çalışamayacağız bunu sen de çok iyi biliyorsun çünkü çok yorgunuz. Bizi buna zorunlu kılmayı deneseler de izin veremeyiz. Ayrı dünyaların değil aynı dünyanın farklı insanlarıyız biz. Çekilmeye izin verdiğimiz tek girdap hayatlarımızın bizimle olan mücadelesindeki girdap olmalı. Sürüklenmeye sesimizin çıkmadığı tek kaos bu olarak kalmalı. Ne siyahız ne beyaz. Hatta ne de gri. Biz, siyahtan beyaza geçerken o aradaki kesikliğiz seninle. Bu yüzden asla onların arasında bir sandalye edinemeyeceğiz. Sandalye kapma gibi bir mücadelemiz de olamayacak çünkü biz daima oyunda dışlanan, aralarına alınmayan ruhu kesik ötekiyiz.

Katili Meçhullü Cinayetler

Her yeni günün sabahı hayatının bir ucuna tutunmaya çalışıyorsun. Bir ucu olup olmadığını dahi bilmeden hem de. Aynı fırtınayı, aynı tekdüzeliği hatta aynı acımasızlıkları yaşayıp aynı sabahlara uyanacağını bile bile yataktan kalkıyor; uykuyu güneşle aldatıyorsun. Tek bir neden arıyorsun bu aldatılışı kabullenmek için.  Tek bir neden ya da tek biri. Yapamıyorsun.      Nedenleri de kaybettin elindekileri de çünkü. Birilerinin nedensizliği ve nedenlerin birileri seni tek bırakıyor herkesin içinde.  Sessizliğe dalıyorsun.    Gündüzler içinde boğuşup içindeki darbecilerle debelenmeyi bir sonraki güne ayırtmaya çalışsan da gündüzlerin gecesizliği içinde bir girdapta yok oluyorsun. Debelenmek boşa gidiyor; kabullenmek farz oluyor. Çözülüyorsun.    Her gece kendi kum saatinin lanetli bir el tarafından tersine döndürüldüğünü; bedeninin de bu cam fanustan aynı o kumlar gibi çözülüp yıkıldığını; ruhunla bedeninin aynı o kum tanecikleri gibi ayrıştığını...

an*ne

 "Evet, bıktım usandım artık bu ruhu taşımaktan anne, günü gelse de kavuşsam o güneşin altında bütün sorunların küle döndüğü topraklara. Buraya ait değilim ben." . Bu hayatta en çok anneme kızdım ve bu hayatta yine beni en çok annem affetti. Canımı, herkesten çok annem yaktı ama bu hayatta bir tek ona küsemedim. Küsmek istemedim. Çocukken, o uyurken sessizce yanına gidip göğsünün şişip şişmediğini, beni bırakıp bırakmadığını kontrol ederdim. Bırakmasın isterdim. Kaybolmak, onsuz olmak ve kendi kendimin annesi kalmak istemezdim. Beceriksizdim ben. Sakardım da; öyle derdi sürekli.     Annecilik oynayamazdım. Kendi kendimi doğurup bir canı sokaklara salamazdım. Saçlarını tarayamaz; omzumu ağlasın diye feda edemezdim. Her gece anne olup ölemezdim. Her gece ölür, öldürebilirdim içimdeki bir şeyi. Bir duyguyu, yaşanmışlıkları, yaşanılmış ama unutulmak istenenleri; hepsini öldürebilirdim. İçimde anne yoktu benim; sadece içimde benim annem vardı. Ben yoktum. Kalbim annemdi. O kim...

Adamsız Pabuçlar

Ben yalnız bir kadın değildim. Öyle sanmaya devam edebilirlerdi. Benim bir sürü adamım vardı. Yüzümün çizgilenmeye başlaması, ürkütücü bir sokaktaki apartman dairesinde tek başıma yaşamam beni yalnız, çaresiz mi yapıyordu? Hepsi benim adamımdı. Zengini, yoksulu, şişmanı, yakışıklısı, kafası çalışanı... Dünyada kaç çeşit adam varsa hepsi bendeydi. Benimdi. Aşkları, yalnızlığı, en ufak kavgada ayrılıp; yalnızlığı kaldıramayınca barışmayı onlarla tatmıştım. Aşk zaten sevgiyi, melankoli yükünü tek başına kaldıramamak; ayıp olmasın kimseye diye bu yükü biriyle beraber taşımak değil miydi? Her çarşamba iki belediye otobüsü değiştirip şehrin göbeğindeki bir ara sokağa kurulan bit pazarına giderdim. Manavda çalışan liseli kızdan öğrenmiştim yerini. Kıyafetlerini oradan aldığını, makinede yıkayınca aynı yeni gibi olduğunu iddia eder başımı şişirirdi. Bit pazarları ucuz eşya almak için değil ucuz hatıra, emek, zaman ve benim gibi adam almak için ideal bir yerdi. Eşyalar eski değil, geçmişler esk...

Yaşayamadıkları hayat için, dünyanın kendilerine can borcu olduğu kadınlara...

-İstanbul Sözleşmesi yaşatır, yaşatacak. . "Önceleri utanırdım. “El âleme rezil oluyoruz” diye. Asıl el âlem bana rezil oluyor...Görüp de görmeyerek. Madem beni yok sayıyorsunuz, ben de sizi yok sayıyorum..." . Bu ülkede kadın oldunuz mu siz hiç? Eteğinizin boyundan namusunuz, gülümsemenizden aranmışlığınız belirlendi mi hiç? Gece, karanlığını sokağa salınca dünya size dört bucak kaçılacak yer haline geldi mi? Gelinliğinizin üstüne bekaretinizi temsil eden kurdele bağlandı mı veya? Abileriniz, erkekleriniz daha çok sevildi de erkeklikleri için düğünler yapıldı mı? Yapıldı. Siz bu dünyada kadın olmakla barışabildiniz mi? Kadınlığı da geçin. İnsan olabildiniz mi? Özgürlüğün ipini ellerinize alıp insanca yaşayabiliyorum ben, diyebildiniz mi? Sanmam.  İnsanoğlu kötüydü, bunca zaman insanlıktan nasibini alamadı hala çünkü. Bu ülkenin belki de en büyük sorunu kadını, çocuğu, hayvanı koruyamayıp bir de bu hatasını kabul etmemek oldu.  Her gün telefonlarımıza yeni bir bildirim ge...