Kayıtlar

Başkalarının Tanrısı/ Çakma The Breakfast Club

 "Sadece hayali bir tanrının kulu olduğunu sanmak yetiyor insana. Peki o tanrı kim?" Evet, soru güzel. Cevap zor. Cevabı boş. Hangi doğrularımız yanlışlarımızı götürür bilmem. Kim bu Tanrı? Neden bu tanrıyı arıyoruz; aramak istiyoruz?  Belki de o aidiyet duygusunu istiyor; ruhun yalnız kalınca gidip de çalabileceği bir kapı olduğunu bilmek istiyoruzdur. Belki de tanrının emridir, insanın tanrı arama ihtiyacı. Bir tanrımızın olması işimize yarar mı bilmem. Var mıdır onu da bilmem. Bilmem hiçbirini. Ancak yaşamın içinde birilerini şeytanlaştırıp birilerini tanrılaştırıyoruz daima. İşte bunu bilirim. . **İncelememin yarısı kitabın ortasındayken düşüncelerim; yarısı da kitabı bitirmiş halim şeklinde olacak. İki ayrı zaman diliminde yazdım ve fikrimin bu kadar değişmesini tahmin bile edemezdim....Böyle bir son beklemiyordum, kabul. Hatta beğenmeme sebebimin kitap sonunda neden olduğunu öğrenmem beni kızdırdı. Bir yazarın oltasına takıldım yine... Bu sebeple iki ayrı zaman dilimini...

melodram

Bugün kendi sergime davetliydim. Hala derdimi ve derdini çözemediğim hayatıma ne kadar güzel katlanmışım, ne kadar yol katedip ne kadar düşüp kalkamamışım izlemem gerekiyordu.  Bir bok anlamadığım tablolarımdan uzun uzun bahsedecek, çok beğenmiş gibi etrafa bakışlar atacaktım. Evet, büyük gün gelmişti! En güzel elbisemi giyecektim; ucuz markadan rujumu sürüp kendi davetime icabet edecektim. Kendimin en güzel, en bayat ve tek konuğu olacaktım. Sergim sadece iki tablodan oluşacaktı. Melo ve Dram! Melo kadındı. Dram erkek. Melodram bir insanlıktı. Yaşanmak istenler, geceler, gündüzler; güneş ve boşluğun sevişmesiydi. Ay bir çocuktu. Boşluk ve güneşin çocuğu. Melodram en güzel parçamdı. Tekti. Sergimin tek güzel konuğunun gözde parçasıydı. Anlamıştım. Hiçbir şeyden anlamayan ve hiçbir zorluğu aşamayan ben Melodramda takılı kalmıştım. Çok beğenmemiştim ama beğenmemiş gibi de yapamamıştım; etrafa bakamadan orada takılı kalmıştım. Boşluk-duvardan çıkardım ve çaldım sergimin tek tablosunu....

Birileri ve Bazılar

Kim düzeltebilmiş ki Ben yıkıp geri yapayım? Çürük, kaçak, yasak, günah... Bu düzen böyle ilmeklenmiş, İlmekleri de düğümletilmiş. Birileri kazanmış, Bazıları kaybetmemiş: Birileri tarafından, oyunun Çürük elması seçilmiş. Bazıları, yolunu kaybetmiş, Yoldan geçen birine yolu sormuş: Yoldan geçen, bazısına Bu dünyada yok o, demiş. Bazısı bunu yok saymış,  Kabullenmiş. Bazısı da birisinin koluna girmiş.

Benim Hiç Günlüğüm Olmadı

Sizin hiç günlüğünüz oldu mu?  Benim hiç günlüğüm olmadı. Oldu, ama olamadı. Defterlerim, boş kağıtlarım, renkli notluklarım oldu ama bana yaşattıklarınızı anlatıp, içimdeki ateşi kelimelerle tutuşturup yangınım yapacağım bir günlüğüm olamadı. Yazmayı denedim ama yakaladınız beni. Hem de en çaresiz anlarımda. Saçmaladığımı düşündünüz, çocukluk bu yaptığın dediniz.  Yüzü buruşuk bir yaşlı değildim; çocuktum zaten. Yaşlı kafalı çocuk. Sanırım kafayı sıyırdı da dediniz. Demişsinizdir. Kendimden iyi tanıyorum bazen sizi.  Kafamın içi dışında bana bir yaşam alanı, yaşamama alanı bırakmadınız. Ağladım, hatta çok bağırdım ama iş yorgunluğu, metro kalabalığı, market pahalılığını konuşmaktan beni fark edemediniz. "Ülkeyi batırdı, sattı hepinizi!" demek istedim. "Bu ülke sonda; böyle yaşanmaz burada." diyebildim. "Aman sus! Başına bir hal gelir." dediniz. Bana bunları yapamazsın, demek istedim.  "Sen kızsın, sus; ses etme her şeye dediniz." Haksızlığınızı ...

Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç

Kırılan bir camla başladı hikaye. kırılan bir camla bitti.  "Yanılgılarla dolu bir ömrün bütün çilesini saklamaktan artık vazgeçmiş, çökmüş yaşlı yüz, bir anda ağlamaklı oldu, öyle kaldı." Aziz Bey ve onun başına gelen hadiseyle tanışıyoruz bu kitapta. Şiddetli bir yağmurda köhne bir meyhanede gerçekleşen kavganın başrollerinden, Aziz Bey'in geçmişine misafir oluyoruz Ayfer Tunç sayesinde. O, gençliğinde de "Aziz Bey" olduğu için ben de ona  Aziz Bey diye hitap edeceğim yazım boyunca.  Burnu havada, yaşlansa da gençliğinin öfkesini hala taşıyan; benim deyimimle hayata kızgınlığını bangır bangır bağıran biri Aziz Bey.  Aziz Bey'in bu hayatta sadece tamburu ve hisleri var. O kitapta duygularını çok belli etmese tamburuyla çoktan kulağımıza fısıldadı hislerini. Başka da kimsesi yok. Kimsenin de Aziz Bey'i yok...O gerçekten iliklerine kadar yalnız bir adam. Böyle okuyunca fazla duygusal oldu farkındayım ancak bunun biraz da Aziz Bey yüzünden olduğunu bilmeni...

Geçmişi Affetmek.

öykü Bir ses var. Boğuk.  Yemek yerken, yürürken, dinlerken, okurken, çalışırken biri sanki duvarın ardından sesleniyor. Kafamdaki ses. Sanırım bana seslenmeye çalışıyor. Çok boğuk. Duyamıyorum. Şehrin ve insanların gürültüsü onun sesini bastırmaya yetiyor. Ama bu ses gece yine mesaisine devam ediyordu.     Bu sabah onun sesi hemen kapımın önünden geliyordu. Kapı üç kez tıkladı. Zile basılmadı. Uykumdan uyandırdığı için kızgındım; kapıyı açmamaya yeminliydim ama merakım çoktan kapıya koşmuştu. Çıplak ayaklarım, soğuk parkeler üzerinde ilerledi ve uzanıp kapı deliğinden baktım. Küçük bir kız çocuğuydu delikte görünen. Kızgın görünüyordu ve gözünü kırpmadan onu izlediğimden eminmiş gibi bana bakıyordu. Elinde pelüş bir bebek vardı. Çok çirkin bir bebekti, saçları sanırım oynamaktan mahvolmuştu. Üstünde kırmızı bir tulum vardı. Beyaz külotlu çorabı da çamur içindeydi. Saçları ıslaktı. Sanırım yağmur yağıyordu dışarıda. Yağmurlu havanın kasvetinde asla dışarı çıkmazdım. O ned...

Nasıl Ölünür?

Doğmak, doğurmak, yetiştirmek, yaşamak, yaşatmak. Bunları biz insanlık çok doğal olarak kabul ediyoruz; bunların, hayata geldiysek hakkımız olduğunu daha doğduğumuzda ağlayarak kabulleniyoruz. Ölmek. Peki ölmekle neden barışamıyoruz?  Yoksa barışamadığımız sevdiklerimizin ölümü mü yoksa kendimizin bir bavul dahi alamadan  bu dünyayı terk etmemiz mi? Yaşama hakkını kullanamamamız, bu durumun acısını hissetmemiz mi bizi korkutan?    Émile Zola beş hayata kenarından konuk ediyor bizi. Aristokrat, burjuva, esnaf, köylü ve işçi.  Hepsinin hayatı algılayış biçimi, düşünceleri, yaşadıkları yer, yedikleri yemekler dahi farklı. Sadece bu hayattaki tek ortak noktaları var: Ölüm.     Kitabımızda beş farklı kısa hikaye var ve tek tek beşinin ölümünü, ölüm anındaki duygularını ve yakınlarının tepkisini okuyoruz. Toplumsal sınıfın ölünün tabutunda bile kol gezdiğini, paranın biz ölsek dahi elinin eteğinin üstümüzden çekmediğini görüyoruz.       H...